Eğitim Öğretim Üzerine
Eğitim Öğretim Üzerine / Bigadiç Dergisi/ Bilgi Peşinde / Dünyadaki diğer toplumlarda da bu böyle midir, bilmiyorum, fakat merak da ediyorum. Biz burada üç beş arkadaş bir araya gelsek genelde hemen ülke sorunlarını ve yöresel sorunları gündeme getiriyor, kendimizce çok kestirme çözümler üretiyor, yerine göre asıyor, kesiyor, yukarıdan aşağıya herkesi suçluyoruz.
Ülke Sorunları ve Eğitim Öğretim Üzerine
(Bigadiç Dergisi'nin Mayıs 1996 sayısında yer alan Emekli Öğretmen Kâmil AKDOĞAN'ın yazısı aşağıdadır.)
Dünyadaki diğer toplumlarda da bu böyle midir, bilmiyorum, fakat merak da ediyorum. Biz burada üç beş arkadaş bir araya gelsek genelde hemen ülke sorunlarını ve yöresel sorunları gündeme getiriyor, kendimizce çok kestirme çözümler üretiyor, yerine göre asıyor, kesiyor, yukarıdan aşağıya herkesi suçluyoruz. Yoğun eleştirilerimiz de kendimize hiç pay ayırmıyoruz. Mesela, tam anlamıyla demokratikleşememenin sıkıntılarını dile getiriyor, devletimizin, hükümetlerimizin savurganlığından yakınıyoruz. Tabiatın tahrip edilişinden yakınıyor, çarpık şehirleşmeden duyduğumuz rahatsızlığı ifade ediyoruz. İnsanlarımızın hak ve hukukuna saygı duyulmamasma üzülüyor, zaman zaman isyan ediyoruz. Ama bir aile reisi olarak, bir amir veya memur olarak veya sade bir vatandaş olarak ne oranda demokrat, başkalarının hak ve hukukuna ne oranda saygılı olduğumuzun muhasebesini hiç yapmıyoruz.
Çarpık şehirleşmeden, tabiatın tahribinden şikayetçi olurken kendi inşaatımızdaki veya parselimizdeki küçük bir kaçamak için belediye ile nasıl mücadele ettiğimizi, nasıl aracılar koyduğumuzu, başaramayınca nasıl saldırgan olduğumuzu bu sırada hiç aklımıza getirmiyoruz. Oysa önce iğneyi kendimize, sonra da başkalarına batırmamız gerekmez mi?
Değerli okurlar, siz de takdir edersiniz ki bütün bunlar öyle kolayından hallediliverilecek meseleler değildir. Uygar olmanın gereğidir, buna bağlı bir yaşam tarzıdır, bir süreç ister. Dolayısıyla da bir eğitim sorunudur.
Eğitim söz konusu olduğunda da hemen okullar ve öğretmenler gelir gündeme. Çünkü gelecek, okullarda öğretmenlerin ellerinde şekillenecektir. Ama ne var ki bugünkü işleyişiyle okullarımızda eğitim çalışmaları gayet cılız kalırken, Bakanlığımızın adının "Milli Öğretim Bakanlığı" değil, "Milli Eğitim Bakanlığı" olduğuna hiç dikkat edilmeden bütün ağırlık öğretim çalışmalarına verilir. Öğretmenler kurulundaki tartışmalar, genelde; "öğrencinin başarısını nasıl arttırırız" sorusunda yoğunlaşır.
Sanki iyi bir vatandaş olmak müfredattaki konuları belleyip, sınıf geçmeyle sınırlıymış gibi. Gerçi mevcut sistem de, buna bağlı olarak veli de bunu ister bizden. Teftişlerde ağırlık, çocuklara kazandırabildiğimiz iyi yurttaşlık vasıfları üzerinde yoğunlaşmaz. Veliler de bizden hep çocuklarının aldığı notu, sınıfı geçip geçemeyeceğini sorar. Dolayısıyla biz de çalışmalarımızı ister istemez bu konuda yoğunlaştırırız.
Kırk metre karelik bir sınıfta elinde buruşturduğu kağıt parçasını, ucunu açtığı kaleminin yongasını en fazla on metre ilerideki çöp kutusuna atma alışkanlığını kazandırmadığımız bu çocuklardan yarın şehrini, ülkesini, hatta dünyasını temiz tutmasını, kirletenlere karşı tepki göstermesini bekleyebilir miyiz? Sınıfta meseleleri arkadaşlarıyla sesini yükseltmeden, kavga noktasına getirmeden, uygarca tartışma alışkanlığı kazandırmadığımız öğrencilerimizin, yarın demokrasiyi bütün kurum ve kurallarıyla içine sindirebileceğini düşünebilir miyiz?
Güneşin göz alan ve yakan ışığından korunmak için pencerelerdeki güneşliklerin kapatıldığı ama üzerine "LÜZÛMSUZSA SÖNDÜR" ibaresi olan elektrik anahtarlarının kapatılarak, halen yanmakta olan lambaların söndürülmediği bir ortamda biçimlenen yarının sorumlularından savurganlığı önlemesini, ülke kaynaklarını en ekonomik şekilde değerlendirilmesini beklemek mümkün mü?
Okul kantininde sırasını beklemeden gücüne ve cerbezeliğine güvenerek arkadaşlarının önüne geçip işini görmeyi alışkanlık haline getiren öğrencilerimizden yarın başkalarının hak ve hukukuna saygı bekleyebilir miyiz?
Yukarıdaki örnekleri kuşkusuz daha da çoğaltmak mümkün. Ama bu kadarının bile bugün şikayet konusu olan toplumsal sorunlarımızın çözümünün günübirlik, yüzeysel tedbirlerle değil, ailede başlayıp, okul ve okul sonrası ısrarla sürdürülecek bilinçli eğitim çalışmaları ile giderilebileceğini kanıtlamaya yeter sanıyorum.
Bu nedenle önce eğitim, sonra yine eğiim, diyorum.
Kâmil AKDOĞAN (Emekli Öğretmen)
Yorum ya da sorularınız için: bilgi@bilgipesinde.com