Harmanlarımız

Harmanlarımız / Tayfur Ağaoğlu / Bigadiç Dergisi / Bilgi Peşinde / Harmanlarımız dualarımızın kabul olduğu, bereket ve ekmek kapımızdır. Bigadiç'in başlıca üç harman yeri vardır. Büyüklüğüne göre sıralaması şöyledir: Ovadaki, Orta Köşlüdeki ve Yörücekler yolu üzerindeki yerlerimizdir. 1944-1960 yılları arasındaki unutamadığım anıları anlatmaya çalışacağım.

Harmanlarımız - Tayfur AĞAOĞLU

Harmanlarımız dualarımızın kabul olduğu, bereket ve ekmek kapımızdır. Bigadiç'in başlıca üç harman yeri vardır. Büyüklüğüne göre sıralaması şöyledir: Ovadaki, Orta Köşlüdeki ve Yörücekler yolu üzerindeki yerlerimizdir. 1944-1960 yılları arasındaki unutamadığım anıları anlatmaya çalışacağım.

Harman zamanı, Temmuz ayı gelmeden yer kapma konuşmalarıyla başlardı ailemizde.. Yer kapmak çok mühimdi. Ovanın en arkasında yani kuzey kıyısında harmanı olan avantajlıdır. Çünkü en başta olan tınazdan rahatsız olmaz, çalışırken senin üstündekinin saman ve tozları gözüne ağzına girmez, rahat çalışırsın. Ayrıca burada kuyu da vardır. Yazın sıcaklarında buz gibi taze kuyu suyu içimek büyük bir nimettir. Böyle durumlarda harman yerini kapmak kimlere nasip olur, tahmin edebilirsiniz. 

Hizmetliler dedeme gelip "Kuyunun yanını Gökçeler'in Mustafa kapmış dikenleri temizlemiş çardak direklerini getirmiş yarın da çakıları getirecekmiş ne yapalım" derlerdi. Dedemin canı sıkılır "Ben size bir hafta evvel söyledim, dinleseydiniz bunlar başımıza gelmezdi. Herneyse olmuş artık biz de yolun kenarına çardağımızı kuralım" derdi. Dedem kavga ile bir şeyi halletmeyi sevmez, konuşmayla barışı severdi. Rahmetli Gökceler'in Mustafa abimiz, Çavuş Mahallesi'nin devamlı muhtarı, çalışkan ve lafla yapamadığını bilek gücüyle yapabilen bir çiftçimizdi. Bizim hizmetlileri dirgenle kovalayıp, korkuttuğu olurmuş.

Ovadaki harman yerinin kuzeyinde, hatırımda kaldığı kadar Gökçeler'in, Hamzabeyler'in, Azalar'ın Sabri'nin, Koca Vehbi'nin, Antalyalılar'ın ve Tantunlar'ın İbrahim amcanın yerleri olurdu. Harmanlara taşınmak evlerde heyecan ve canlılıkla karşılanır. Ovaya kurulacak çardak direkleri, getirilip dikilir. Sonra, çaltı ve çınar dalları taşınarak gölgelikler yapılırdı. Çocukluğumda bu çardakları çok severdim. Buralardan ayrılmak istemezdim. Çünkü burada oyun çoktu. Bazı aileler tavuklarını, hindilerini ve kazlarını da getirirlerdi. Hele çardak direklerine asılan çıkınlar içindeki kalaylı çanaklarda bulunan yemekleri çok merak ederdim. Yer sofrası kurulup da getirilenleri hep beraber yemek çok çok hoşuma giderdi. Geceleri de kalmak istediğimizde anamızın şiddetli, tokatlı itiraziyle bu mümkün olmazdı. Şimdi yediğimiz yemeklerle o zamanın harman yemeklerini  karşılaştırıyorum da arada dağlar kadar fark var.

Bigadiç'imizin o zamanlarda en büyük geliri bu harmanlardı. Sanayi yok, maden yok, çarşıdaki az sayıda esnafımızın ticaretten gelen cüzi bir geliri yanında diğeri tarımdı. Sanayi olarak tabakhaneler, Yağcı Mehmed'in, imam Mehmed'in, Turfullarlı Ömer Hoca'nın ve Zühtüler'in susam yağı çıkaran yağhaneleri vardı. Tabakhanelerimiz ve dört yağhanemiz çağın gelişmelerine ayak uydurarak bu gün Bigadiç'imizde fabrikalara dönüşseydi ne kadar güzel olurdu.

Bu harmanlar bol ürünle kalkmazsa Bigadiçli aç kalırdı. Onun için dedem ve ninem kısaca tüm Bigadiçliler harmanı sever, ürün bol olsun diye Allah'a devamlı dua ederdi. Her ailenin at ve öküz çiftleri yoktu. Onlar harmanlarını komşularına ve tanıdıklarına yaptırırlardı. Bu hizmetler para ile mi yoksa ürün karşılığı mı yapılırdı bilemiyorum. Yalnız biz Hacı Ahmed Ağalar, akraba ve komşularımıza bu hizmetleri bedava yapardık. Esasında bedava sayılmaz buğdayların samanı bize kalırdı. Taneli saplar daire şeklinde yere yayılınca, ilk önce at koşulu düvenle samanların ezilmesi sağlanırdı. Bizim at koşumuz yoktu. Komşular atlarıyle bize yardıma gelirlerdi. Tantunların İbrahim amcanın yalın ayak ovadaki çalışmasını hiç unutmam. Enerji dolu verimli çalışkan örnek bir abimizdi. Hele harman sonunda geceleri samanı eve taşırken, Belediye yokuşundan çıkışında atlara şevk vermesi için bağırmasını unutamam. Neşeli ve yardım seven bir çiftçiydi. 

Ekinlerin tanesinden ayrılması sabır isteyen bir çalışmaydı. 1950 yıllarında halamın büyük oğlu rahmetli Nevzat Sayın abim Bigadiç'te ilk defa traktörle harman sürmeyi başlattı. Hatta atların ilk defa yaptığı sapları ezme işini, arkasına düven takmadan yalnız traktörle gezerek bu işi becerdi. Hele traktör öküzden kuvvetli olduğundan daha fazla düven arkaya takılır, öküz gibi yorulmayınca da harman çabuk kalkardı. Hacı Ahmet dedem dükkana gelenlere bu buluşu tekrar tekrar bıkmadan anlatırdı. Torununun başarısından çok onur duyardı. Bazen traktörün direksiyonuna bizler de geçerdik, dünyalar bizim olurdu.

Harmanı çıkarılan aile, tüm maharetlerini en iyi malzeme ve tereyağlarını kullanarak tarhana çorbası, sütlü bulgur çorbası, güveç, karnıyarık, gaile, tirit, pilav, bulgur pilavı, ev makarnası, yumurtalı ekmek makarnası, pekmez, bulamaç, hamur tatlıları, üzüm, incir gibi mevsim meyveleri ile zengin yemekler yapılırdı . Hele mahsulün kaldırılacağı gün yemek çeşitleri artardı. Çoğunluğu gençlerden oluşan işçiler, akşam gelecek çeşitli ve miktarı bol yemeklerden bahsede bahsede gündüzün çalışırlar, terlerini akıtırlardı. Harman sahibi de işçisini candan sever, mutlu kılmak için elinden gelen fedakarlıktan kaçmazdı.

Rüzgârın olduğu zaman, yabalarla öğütülmüş yığına giren işçiler, şevkle türkü okuyarak şakalaşarak samanla tanesini birbirinden ayırırlardı. Herkes bu yabayı kullanmayı bilmez. Çünkü bu iş maharet ister. Aksi takdirde taneler samana karışır. Güneş batmaya yaklaştığında taneler bir tepe haline gelir, işçilerden kuvvetli ve yorulmayanı büyük bir eleğin başına geçer, bir başkası tenekeyle taneleri taşıyarak elekten geçirirler. Elenen taneler velenselerde toplanır. Bundan sonra heyecanlı an gelmiştir. Velenseler üzerindeki bu ekinler bir kile denilen zeytinyağı tenekeleriyle ölçülerek çuvallara konulur. Bir çuval 5 kile alırdı. 

"Dönümü belli tarladan ne kadar kile buğday aldım, geçen sene ne aldım, komşular ne almış, bizim neden az oldu? Neden çok oldu? Tarlaya gübreyi az mı attık? Sürme zamanını mı bilemedik?" konuşmalarını evde çok dinlerdim. Tabii bu konuşmaların faydası aynı hatanın gelecek sene yapılmamasını sağlamasıdır.

Ekinleri çuvallar içinde öküz ve manda arabasına yüklenince, akşam karanlığında eve giderken çuvalların üzerine bizleri de çıkarırlar, ağır ağır evimize giderdik. Bir senenin çalışması, emeğin ve zekanın ürünü, bu çuvalların içinde gidiyor. Mahsûl bir de bolsa mutluluğa doyulmazdı. Bu his futbol takımının galip gelmesinden, pehlivanın yenmesinden daha güzeldir bence. Ekinler eve gelince, iş 'bitmezdi. Bundan sonra devreye kadınlarımız girerdi. Evlerinde çeşme olanlar evlerde, olmayanlar orta köşlü ile tabakhane girişindeki köşlüde ekin yıkama işlerini yaparlardı. Tadı damağımızda kalan ninelerimizin, analarımızın yaptığı ekmeklerin yoğrulduğu hamur tekneleri içinde bu ekinler tekrar tekrar yıkanırdı. Genç kızlar tarafından bulgur sepetlerine konur güneş altındaki velenselere yayılırdı. Ekinler bu Velenseler üzerinde kurutulurdu. 

Bilmem muzurluğumdan mı, oyun oynaması çok güzel olan bu ekinler içinde koşmak ve güreşmek, biz çocuklara çok tatlı gelirdi. Tabii büyüklerimizden de dayağı yerdik.

Şimdi Bigadiç'imizde üç ovada düvenler dönmüyor. Dönme olmayınca yanık türküler de yok. Lezzetli, çeşit ve miktarı çok yemekler de yok, ekinleri bulgur sepetinde taşıyan kızlarımız da yok.

Ya neler var? Evlerinde boş boş oturan kadınlarımız, kızlarımız var, pop müziği var, envai çeşit, para ile alınan çikolatalar var, büyüklerimizi huzurevine bırakmalar var, içki var, kumar var, kısaca tembellik var.

Ben eski Bigadiç'imi arıyorum.

Hürmetlerimle

Yorum ya da sorularınız için: bilgi@bilgipesinde.com


Diğer Web Sitelerimiz