Karanlıktan Aydınlığa

Karanlıktan Aydınlığa / Dr. Erden SARAN / Bigadiç Dergisi/ Yorgunum! Yazıma böyle başlamamın sebepleri var. Altmışlara varan yaşımla artık Bigadiç'in yaşlıları arasındayım ve tabii ki yoruldum. 1938'lerden geliyorum. Kolay geçmedi bu ömür. Harman sürerek, tınaz savurarak, ziraatin her türlüsüyle uğraşarak.

Karanlıktan Aydınlığa
 
Dr. Erden SARAN
Balıkesir S.S.K. Hastanesi Cildiye Mütehassısı

Yorgunum!
Yazıma böyle başlamamın sebepleri var. Altmışlara varan yaşımla artık Bigadiç'in yaşlıları arasındayım ve tabii ki yoruldum.

1938'lerden geliyorum. Kolay geçmedi bu ömür. Harman sürerek, tınaz savurarak, ziraatin her türlüsüyle uğraşarak.

Gözümü açtığım Bigadiç 3-4 bin nüfuslu, toprak damlı evleri, bakımsız sokakları, karanlıklar içinde küçük bir kasaba. Elektrik yok. Sokaklar köşe başlarındaki fenerlerle aydınlatılıyor. Bu fenerler, ikindi vakti tek tek dolaşılır, gazları konulur, camlan silinir, gün kararmaya başlayınca da tek tek
 yakılırdı. 

Bu işleri Ahmet Hoca yapardı. Bir elinde uzun sopası (fenerleri indirmek için), bir elinde gaz ibriği ile sokakta göründüğü zaman mahallenin bütün çocukları peşine düşer, bu işleri maharetle yapmasını merakla seyrederdik. 

Ahmet Hoca kısa boylu, sevecen, güler yüzlü bir adamdı. Paytak paytak yürür, bu işleri yaparken bizlere bazı tekerlemeler söylerdi.

O fenerler sokakları ne kadar aydınlatırdı ki. Ama biz mahalle çocukları o fenerlerin ışığında saklambaç oynardık.

Evlerimiz de tabii gaz lâmbaları ile aydınlatılırdı. Evde büyükler 5 numara gaz lambası ışığı altında örgü örerler, genç kızlar gergef işleyerek çeyizlerini hazırlarlardı. Uzun kış geceleri, yine gaz lâmbaları altında koza didilirdi. O zamanlar Akala cinsi pamuk değil, 'yerli pamuk ekilir, bu cins pamuk da kozaları ile toplanır, pamuklar kozaları içinden ayıklanırdı. Bu işleme "koza ditmek" denilirdi. Bu işler yapılırken, mısırlar patlatılır, nohut ve kabak çekirdekleri kavrulur, bir taraftan da masallar anlatılırdı. 

Okul çağında olan bizler, yine petrol lâmbası ışığı altında derslerimize çalışır, ev ödevlerimizi yapardık. 

II. Dünya Harbi’nin getirdiği yokluklar yüzünden aydınlanmak için kullanılan gaz da bazen bulunmaz, bulunsa da su ile karışık olur, verimli yanmazdı.

Yani bir çok kasaba gibi, Bigadiç'te karanlıklar içinde idi. Bir gün okulda öğretmenimiz Bigadiç'e elektrik geleceğini, elektriğin getireceği kolaylıkları anlattı ve bizleri jeneratörün kurulacağı binanın temel atma törenine götürdü.

Zamanın Valisi, Kaymakamı ve memleket eşrafının hazır bulunduğu bir törenle temel atıldı. Bir taraftan bina yükselirken bir taraftan da elektrik hatlarının çekileceği direk yerleri kazılıyor. Bigadiç halkı ve bizler bu faaliyetleri merakla izliyoruz. Ülkemiz yetişmiş eleman açısından çok yetersiz olmalı ki bu işleri yabancı olan kişiler yapıyordu.

Bigadiçli elektriğin getireceği güzellikleri kafasında canlandırabiliyor muydu bunu bilemiyorum. Ancak bütün bu işler tamamlandıktan sonra bir akşam şalterin inmesi ile kasabaya sanki nur inmişti. O anı hiç unutamam. Koyu karanlığın yırtıldığı o anı bütün Bigadiçli sokaklara dökülerek sevinçle kutlamıştık. 

Karanlıklar son bulmuş, aydınlıklara yelken açmıştı Bigadiç.

Yorum ya da sorularınız için: bilgi@bilgipesinde.com


Diğer Web Sitelerimiz