Kelebeği mi Tırtılı mı?
Kelebeği mi Tırtılı mı seversiniz? / A. Sedat Ulus / Bigadiç / Bilgi Peşinde / En ünlü ressamın, fırçasından çıkan en güzel tablodan daha güzeldir, kelebeklerin kanatları. Renkleri ile, desenleri ile son derece etkileyici ve hayranlık uyandırıcıdırlar. Bu güzel kanatları ile kırlarda, çiçekler üzerinde uçarken bir balerinden daha zariftirler.
Tırtılı mı Kelebeği mi seversiniz?
Bigadiç Dergisi'nin Nisan / 1995 tarihli ilk sayısından aldığım aşağıdaki yazı A. Sedat Ulus tarafından yazılmış. A. Sedat Ulus 1984-1994 yılları arasında Bigadiç Belediye Başkanlığı görevinde bulunmuştur.
En ünlü ressamın, fırçasından çıkan en güzel tablodan daha güzeldir, kelebeklerin kanatları. Renkleri ile, desenleri ile son derece etkileyici ve hayranlık uyandırıcıdırlar. Bu güzel kanatları ile kırlarda, çiçekler üzerinde uçarken bir balerinden daha zariftirler. Siz, bir kelebeğe rastlayınca ürkmese de, biraz daha seyretsem, diye içinizden geçirirken, bir bakmışsınız, o bir başka çiçeğe dans eder gibi uçuvermiştir.
Bilirsiniz, işte bu güzel kelebeklerin büyümesi, doğadaki olayların en çarpıcı olanlarındandır. Çünkü, kelebek kelebek olmadan önce döllenmiş yumurta ile başlayan yaşamı, bir süre içinde de, bitki yapraklarını yiyen bir tırtıl olarak sürer. Evet bildiğimiz tırtıl. Ağaç dalları arasında, ipekten bir ağ içinde rastladığımız bu tırtıllar, eğri büğrü şekilleri, çok sayıdaki ayakları, soğuk görünüşleri ile, sizde duygusal bir alerji yaratır, aman tepeme düşmesin diye, oradan uzaklaşırsınız....
Sevgili okurlar konumuz, kuşkusuz kelebeklerin bilimsel incelemesini yapmak değil. Konumuz Sevgi.. Hoşgörü...
Yaşamınızda sizi etkileyen, düşündüren özdeyişler olmuştur. Beni etkileyen, beğendiğim özdeyişlerden biri de, kelebekler üzerine söylenmiş olan, şu özdeyiştir. "Kelebeği sevmek için, tırtılı sevmek gerekir."
Üzerinde düşünüldüğünde, sanki bütün bir yaşamı sorgulayacağınız ya da bütün yaşamınıza "düstur" olabilecek, bir yorum çıkarabilirsiniz bu özdeyişten.
Kelebeği sevmek kolay, esas olan tırtılı sevmektir, diye düşünebilirsiniz. Öyle ya güzeli herkes sever... "Güzeli candan severler" diye şarkı sözleri bile var... Güzel varken, çirkinle, tırtılla uğraşmak da niye?.. Öyle ama, yaşamımızda ki zıtlıklar bizimle iç içe değil mi? Dün sevmediğiniz bir şarkıyı, yemeği, şiiri, insanı daha sonra güzel bulduğunuz, sevdiğiniz olmadı mı hiç?
Mevlana diyor ki "Dünle beraber gitti, ne varsa düne ait / Artık yeni şeyler söylemek lazım." Yani her şey değişken, sizin değişmemeniz mümkün mü?
Çirkini ve kötüyü; sevgiyle, çabayla iyi ve güzele dönüşürebiliyorsak niye sevmeyelim. Kelebek olacak tırtıla sevgiyle yaklaşıp, kelebek olmak şansını vermezsek ne kalır elimizde.. Üstelik, bu tırtıl yaşamımızda, çok değişik şekilde karşımıza çıkabilir. Kimi zaman; fikirlerine katılmadığınız birisi, huylarını beğenmediğiniz bir tanıdığınız, kısacası ırkından, renginden, inancından, kökeninden, cehaletinden ya da başka bir nedenden dolayı beğenmediğiniz birisi olabilir... Bir suçlu olabilir, bu tırtıl. Yani tırtılın iticiliğinden daha fazla iticiliği olan bir insan olabilir.
işte bu koşullarda da, onu sevebilmek gerekir, diye düşünüyorum "Suçlu'yu kazıyınız, altından insan çıkar" özdeyişine katılmaz mısınız?
İnsan üzerine yapılan tanımlardan birisi de şöyle: "insan, başkalarını sevdiği ölçüde insandır." Söylemek istediğim, sevmediğimiz tırtılın, sevdiğimiz kelebek olmasına çalışmaktır. Bu belki bizim de daha çok insanlaşmamıza neden olacaktır. insanın insanlaşmasının çok uzun zaman gerektirdiği kuşku götürmez. Mağara devrindeki insanla, günümüzün insanını aynı insan sayabilirmisiniz? Dilini, aklını, geliştiren ve teknolojisi ile, ürettikleri ile yaşamını kolaylaştıran insanla, taş devri insanını, aynı insan sayabilir misiniz?
Bazen de, yaptığı silahlarla insanları öldüren ve hoyratça çevresini yok eden insanla, doğayla uyumlu yaşayan, ihtiyaç duyduğu kadar avlayan, yetecek kadar tüketen (yok eden) örneğin Kızılderili insanı, aynı insan olarak değerlendirebilir misiniz? Doğaya ve insana sevgi duyan, diğerine göre daha insan değil midir?
inanıyorum ki, insanı sevmekle başlıyor her şey. Bu topraklar, Anadolu toprakları sevgiyi, hoşgörüyü ne güzel anlatan nice ozanlar yetiştirmiştir. Mevlana'lar, Pir Sultan Abdal'lar, Yunus Emre'ler hala yaşıyorsa onları yaşatan nedir? Onüçüncü yüzyılda yaşayan, Anadolu'muzun yüzakı Yunus Emre ile çağımızın ozanı Paul Eluard bakın nasıl da sevgide buluşmuşlar.
Aldı Yunus:
Gönül Çalabın tahtı
Çalap gönüle baktı
iki cihan bedbahtı
Kim gönül yıkar ise
Aldı Paul:
insanlarda en güzel kanun
Üzümden şarap yapmaları
Öpücüklerden insan yapmaları
Düşmanı kardeş yapmalarıdır
Aldı Yunus:
Gelin tanış olalım
İşin kolayın tutalım
Sevelim sevilelim
Bu dünya kimseye kalmaz
Birbirimizi hem sevmeyi, hem eleştirmeyi öğrenmek zorundayız. Katılmadığımız düşünceleri, davranışları dile getirmek, düşünceye saygı göstermek, kendimize, ülkemize karşı borcumuzdur. Bunu, sevgi ve hoşgörüyü elden bırakmadan yapamaz mıyız?
Son sözümüz de şu olsun....
Kimimiz tırtıl, kimimiz kelebek
Renklerimizi sevmeyi öğrensek
Ve Birlikte uçsak rengarenk..
Hoşçakalın...
A. Sedat Ulus
Yorum ya da sorularınız için: bilgi@bilgipesinde.com